Yazarlar 

YANSIN ABD, YIKILSIN RASİZM!

Minneapolis’te siyahi vatandaş George Floyd’un polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmesi üzerine ABD’ de tekrar hortlayan ırkçılık sorunu ülkeyi kasıp kavuruyor.

ABD basınından ve uluslararsı medyalardan bizlere ulaşan görüntüler ve haberler çok büyük bir öfke patlamasının meydana geldiğini gösteriyor.

Nitekim Amerika’nın geçmişini tahkik ettiğimizde ırkçılığın defaatle meydana geldiğini ve en büyük problem olduğunu görmekteyiz.

Şimdi Amerika’nın tarihinde meydana gelen ırkçılık vakalarını inceleyerek hafızamızı tazeleyelim.

ABD’de ırkçılığın temelleri 17. yüzyılda coğrafi keşiflerle birlikte ortaya çıkıyor.

Peki coğrafi keşifler nedir?

Eğer kitaplara bakacak olursak aşağıdakine benzer bir açıklama karşımıza çıkacaktır.”Coğrafi keşifler dönemi, 15. yüzyılın birinci yarısından 17. yüzyılın ortalarına kadar Avrupalı’lar tarafından Asya’daki baharat ve altın zenginliğine ulaşacak alternatif ticaret yollarının bulunması amacı ile başlatılıp, bu yolda yeni kıtalar, okyanuslar ve deniz aşırı toprakların keşfedilmesine sebep olan dönemdir.”

Lakin yukarıda beyan edilen açıklamada yazdığı gibi bu coğrafi keşiflerin aslı o kadar masum değildir.

Sözde coğrafi keşif olarak adlandırılan olgu aslında bizlere dayatılan en büyük yanlışlardan biridir.Zira bu bir coğrafi keşif değil adeta bir kıyım, bir zulümdür.

İnternet’teki veya bazı tarihi kitaplardaki tanımlar ne yazık ki Kabbala neferlerinin bize anlatmak, öğretmek ve de zerk etmek istediklerinden başka bir şey değil.

Coğrafi keşiflerin asıl amacı talancı batının talan edecek coğrafyalar bulmasının ilk aşamasıdır.

Güya kaşif birer denizci olan Kristof Kolomb, Vas dö Gama, Macellan…dönemin en acımasız ve eli kanlı korsanları olarak haydut ordularıyla işin lanse edilmeyecek tarafı olan sömürü uşaklığını yapacaklardı.

Kıta’ya ayak basan bu sözde kaşifler orada yüzyıllardır yaşayan yerli avamı, o toprakların sahiplerini acımasızca öldürüp kendi köleleri haline getirdiler.Batı daha o zamanlarda medeniyet ve demokrasi kavramlarını zerk etmek adı altında bir kıyım meydana getiriyordu.

Ayrıca kıtanın yerlileri olan Kızılderilileri “medenileştirmek ve onlara Hristiyan kültürü aşılamak” adına girişilen asimilasyon çabaları da bu insanların daha fazla yabancılaşmasına ve tüm varlıklarını kaybetmesine neden olmuştur.

Bu da yetmezmiş gibi Ateş medeniyetinin neferleri diğer müstemleke bölgelerinden biri olan olan Afrika’dan zorla el koyduğu yerlileri, kendi köleleri olarak o topraklara getirip çalıştırarak kendilerine hizmetkar etmiştir.

ABD’de sözde köleliğin kaldırıldığı 1865 yılına kadar Afrika’dan Amerika’ya tam tamına 12,5 milyon Afrikalı insan getirilmiştir.Ne yazık ki bu iş sadece Amerika ile bitmiyor.Sözde medeniyetin beşiği olan modern(!) batılı ülkelere baktığımızda siyahi kardeşlerimizi insana benzeyen varlık olarak hayvanat bahçelerinde gayri insani muameleler altında kafesler ardında sergileyerek tarihe utanç lekeleri bıraktılar.

Irkçılık ya da bir diğer deyişle Rasizm bunların adeta kimliği konumuna gelmiştir.Amerikan iç Savaşı’ndan sonra ülke genelinde yayınlanan genelgede ırkçılık yasaklanmıştı.Ama hala günümüzde dahi bulunan beyaz Amerikalılar beyazların üstünlüğünü savunarak ırkçılık yapmaya devam etmektedir.

Rasizm’in en büyük düşmanlarından olan Siyahi aktivistler Martin Luther King ve Malcolm X önderliğinde 1950 ve 1960’lı yıllarda önemli kazanımlar elde edildi.

Bu kazanımların bedeli olarak Martin Luther King 1968’te, uyuyanları uyandırmaya çalışan Malcolm X de 1965’te suikaste kurban gitti.

Siyahilerin sivil hakları için direnişin sembollerinden birisi de Alabama’da 1956’da otobüste oturduğu yeri bir beyaza vermeyi reddeden Rosa Parks oldu.Gayet doğal bir istekte bulunan Parks’ın tutuklanması büyük gösterilere neden olunca Anayasa Mahkemesi bu ayrımı ortadan kaldırmak zorunda kaldı.

Sizlerin de gördüğü gibi günümüze kadar gelen rezillik şeması ile mücadele eden onurlu dava adamları her daim oldu.

Bu meydana gelen son olay farklı siyasi konjonktürlerde değerlendirilip yorumlanabilir.

Nitekim üstad Kadir Mısıroğlu’nun çok yerinde bir ifadesi var; “Amerika yıkılacak, parçalara ayrılacak, Çin süper güç olacak.”

Bu ifade üzerine düşünüp taşındığımızda ve son zamanlarda meydana gelen hadiseleri incelediğimizde haklılık payı taşıdığını görürüz. (Tel Aviv’deki Çin büyük elçisinin öldürülmesi ve Amerika’nın Çin’in özerk bölgeleri için almış olduğu karar.)

Günümüzde yaşananlar aslında bizlere Peygamber efendimizin (sav); “Siyahın beyaza beyazında siyaha üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.” sözünün doğruluğunu bir kez daha ispatlıyor.

Şüphesiz ki kölelik ve ırkçılık tamamen Cahiliye dönemi faaliyetidir. Ama günümüzün dünyası tabiri caizse yeni dünyada yeniden cahiliyeyi yaşamaktadır.

Bu yaşanan olaylar son birkaç yılın vebali değil bilakis yüzyıllardır var olan cahiliye taraftarlarının cezasıdır.

Unutmayınız ki; geleceğini kan ve gözyaşı üzerine inşa eden her medeniyet yıkılmaya mahkumdur.

Yusuf SEZER

Related posts

Leave a Comment